Doğanı Koru | Güzel bir geleceği kendi ellerinle hazırlamaya var mısın?

O-S

Çevre Sözlüğü: O-Ş

-O-

OCS:  Dış kıta sahanlığı.
OKSİJEN ÇUKURU:  Biyolojik solunum nedeniyle, çoğunlukla geceleri, sudaki çözünmüş oksijen yoğunluğundaki düşüş; açık boşaltım nedeni ile bir akarsuda ani çözünmüş oksijen düşüşü.
OKSİJEN TÜKENMESİ:  Kimyasal ya da biyolojik kullanımla oksijenin giderilmesi ya da tüketilmesi.
OKSİTLEME HAVUZLARI:  Atık su arıtımında birincil aşamada atığın stabilizasyonu için kullanılan, atık suyun oksijenlendiği ve arıtıldığı nispeten sığ lagünler ya da havuzlar.
OKSİTLEME İŞLEMLERİ:  Atık suda organizmaların biyolojik büyümesini hızlandıran, böylece organik içeriğini azaltan aerobik lağım suyu işleme süreçleri.
OKSİTLEYİCİ [Oxidant] Yeni bir madde oluşturmak üzere havada kimyasal olarak tepkiyen, oksijen içeren madde; fotokimyasal dumanın (sisin) birincil kaynağı.
OKTANOL-SU AYRILIM KATSAYISI:  Kimyasal maddelerin organik ve inorganik fazlarda çözünme oranlarını ifade eden katsayı.
OLGUN KENT:  Nüfusu ve ekonomik faaliyeti azami düzeye ulaşmış, büyümekten çok durumunu koruma ve planlı küçülme ihtiyacı içinde olan kent.
OLİGOTROFİK GÖLLER:  Ayırt edici özellikleri düşük besin düzeyi, derin sulardaki büyük miktarlarda çözünmüş oksijen, duru soğuk su ve sınırlı bitki yaşamı olan göller.
OM:  Oksitlenebilir madde.
ONKOJENİK:  Kanser yapıcı, karsinojenik.
OPTİMUM NÜFUS:  Nüfus içindeki kişi başına mümkün olan en yüksek gelire olanak veren ideal nüfus yoğunluğu.
ORGANOFOSFATLAR:  Böcek deneti¬minde kullanılan, fosfor içeren, malathion ve parathion gibi kısa ömürlü (etki süresi sınırlı) tarım ilaçları.
ORMAN YETİŞTİRME:  Orman yetiştirme ya da mevcutların geliştirilmesi.
ORMANCILIK:  Kaynaklarının en verimli kullanımını sağlamak amacıyla ormanların ve orman arazisinin yönetimi.
ORMANSIZLAŞTIRMA:  Ağaçların ve çalı¬lıkların ekilebilinir toprak kazanmak ya da kereste elde etmek amacıyla yok edilmesi.
ORTALAMA YAŞAM UMUDU:  Bir organizmanın umulan yaşam süresi.
ORTAM:  Çevreleyen atmosfer,  belli bir yerin çevresi.
ORTAM GÜRÜLTÜSÜ:  Belli bir çevrede fondaki gürültü.
ORTAM HAVASI:  Çevreleyen atmosferin işgal ettiği sınırı belli olmayan bölge; soluduğumuz hava.
OŞİNOGRAFİ:  Okyanusların ve denizlerin bütün yönleriyle bilimsel yönden incelenmesi ve araştırılması.
OTOBUR; OTÇUL:  Bitki tüketerek enerji sağlayan heterotrof organizma.
OTOJENİK ARDIŞIKLIK:  Bir aşamasının yerini bir başka aşama alırken aynı zamanda yaşanılan ortamı da başkalaştıran ardışık dizi.
OTOMOTİV EMİSYONLAR:  Taşıtlardan kaynaklanan kirlilik: Yakıt deposu veya karbüratörlerden oluşan buharlaşma, krank karteri kaçağı ve egzoz borusu emisyonları.
OTOTROFLAR:  Şeker, nişasta, protein, yağ ve vitamin gibi moleküler yapılar oluşturmak için güneş enerjisini tutarak ve kimyasal enerjiye dönüştürerek kendi besinini üreten, kendi kendine beslenen canlılar; foto sentetik bitkiler.
OZON:  Oksijenden geçen elektrik boşaltımı ve radyasyonla oluşan, oksijenin tepkimeci, zehirli biçimi. Solunan atmosferde tahriş edici olabilir, stratosfer de ise morötesi ışınları süzdüğü için gereklidir.
OZON TABAKASI:  Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa yol açacağı hesaplanmaktadır.
OZONOSFER:  Yeryüzünün 20-50 kilometre üzerindeki ozon içeren atmosfer katmanı (stratosferin bir bölümü).

-Ö-

ÖĞÜTME:  Katı atıkları küçük parçacıklara indir¬geme işlemi.
ÖLÇÜTLER:  Kararların ya da yargıların dayandığı standartlar ya da kurallar.
ÖLDÜRÜCÜ DOZ 50:  Bir maddenin eneneceği canlı grubunun yüzde 50' sini öldürecek 'tek dozluk miktarı.
ÖLÜM HIZI:  Yıl ortasındaki beher 1000 bireylik nüfus itibariyle belli bir yılda gerçekleşen ölümlerin sayısı.
ÖLÜM HIZI:  Belli bir nüfustaki ölümlerin sayısı. Değişik biçimlerde hesaplanır. Bir hesaplama yöntemi olan kaba ölüm hızı, belli bir coğrafi alanda beher 1.000 kişi başına yıllık ölümlerin toplam sayısıdır.
ÖN İŞLEM:  Arıtmanın daha etkili olması için, belli maddelerin birincil işlem öncesinde atık sudan ayrılması süreci.
ÖRGÜ:  Birbirine bağlı çok sayıda kanalı bulunan nehir korkuluğu modeli.
ÖRNEKLEME:  Kirli hava, su, vb. den alınan örneklerin incelenmesi; örneklerin toplanmasını da ifade eder.
ÖRSELENME:  Büyük organik moleküllerin daha küçük moleküllere ayrışmasına ve dengeli materyal oluşumuna yol açan süreç.
ÖRTÜ MALZEMESİ:  Katı atıkların dökülüp bırakıldığı çukurlarda, çukurların üzerini örtmekte kullanılan toprak.
ÖTROFİKASYON:  Atıklarla gelen aşırı besin maddelerinin vejetasyonu uyarmasıyla göllerin çözünmüş oksijen yokluğu sonucunda ölmesine kadar gidebilen yaşlanma süreci.
ÖZARITIM:  Bir su oluşumunun organik atıklarla kirlendikten sonra yeniden arınma konusundaki doğal yönelimi.
ÖZÜMLEME KAPASİTESİ:  Tüketilen besinleri vücut maddelerine dönüştürme yeteneği; belli- maddeleri özümleme yeteneği.

-P-

PAKET ARITMA TESİSİ:  Prefabrik, taşınabilir, lağım suyu işleme tesisi.
PARATİON:  Son derece zehirli organofosfat tarım ilacı.
PARÇACIK MADDE:  Gaz ya da havada asılı durabilen, gözle görülebilen ya da görünmeyen, katı yada sıvı, toz, kum, kül ve sis gibi parçacıklar.
PAS TEMİZLEME:  Oksitleyiciler ya da diğer aşındırıcı maddelere maruz kalmış bir yüzeyde aşınmanın durdurulması amacıyla tabakalar halindeki pasın sökülmesi işlemi.
PCBs:  Poliklorlu bifeniller.
PCC:  Kirlilik denetim maliyetleri.
PDR:  Hassas derinlik kayıt aygıtı.
PEP:  Program değerlendirme işlemleri.
PEROKSİASETİL NİTRAT:  İkincil nitelikte bir kirletici sayılan ve gözde tahrişe yol açan fotokimyasal duman bileşeni.
PESTİSİTLER:  Zararlı bitki ve hayvanları yok etmekte kullanılan, insan ürünü kimyasal maddeler. Böcek öldürücü, yaprak dökücü ve kemirgen öldürücü türden bazı tarım ilaçları insan faaliyetleri ya da genel sağlık açısından tehdit oluşturabilir.
PETROL DÖKÜNTÜSÜ:  Tankerlerle ham petrol taşınımı sırasında ya da deniz dibi sondaj platformlarında oluşabilecek kazalarda denize dökülen büyük miktarlarda ham petrolün meydana getirdiği tabaka veya alan. (Bk. Petrol Kirliliği)
PETROL KİRLİLİĞİ:  Petrolün taşınması ya da çıkarılması sırasında büyük ölçüde dökülme ya da sızma sonucunda kıyı sularının ve kıyı bölgelerinin petrolle kirlenmesi. Bu tür kirlenme kuş ölümlerine, deniz kabuklularının kirlenmesine ve kıyı bölgelerinin bozulmasına yol açar.
PETROL SIZINTISI:  Gemilerin limanlardaki faaliyetlerinin yol açtığı, su yüzeyindeki nispeten küçük miktarlardaki petrol.
PEYZAJ DÜZENLEMESİ:  Bitki örtüsünü, diğer doğal ya da insan yapımı öğeleri düzenleyerek doğal peyzajı insanların kullanması amacıyla başkalaştırma sanatı ve işi.
PIHTILAŞTIRMA:  Fiziko-kimyasal bir ön arıtma süreci. Burada atık suya demir (III) klorür, alüminyum sülfat çözeltileri eklenerek çözünmüş veya koloidal maddelerin yüzen ve çökebilen katılara dönüşmesi sağlanır.
PİG:  Radyoaktif materyalin gemilerle taşınmasında ya da depolanmasında kullanılan ve genellikle kurşundan yapılma metal kap.
PİLE:  Bir tür nükleer reaktör.
PİRETRİN:  Genellikle tarımda kullanılan aerosol böcek öldürücü madde.
PİROLİZ:  Oksijenin bulunmadığı koşullarda atığın sıcaklık etkisiyle yanması.
PLANKTON:  Deniz, ırmak, gölet ve göl sularında yaşayan ve akıntılarla taşınan çok küçük boyutlarda hayvanlar ve bitkiler.
PLUTONYUM:  Nükleer enerji üretimi sırasında oluşan ve uzun bir yarılanma müddetine sahip zehirli atıkların ortaya çıkmasına yol açan eleman.
POLİKLORLU BİFENİLLER:  Elektrik transformatörlerinde, yalıtkan akışkanlardan plastiğe kadar çeşitli ürünlerin yapımında kullanılan son derece dayanıklı zehirli endüstriyel kimyasallar sınıfı; özellikle su oluşumlarında bulunur.
POLİVİNİL KLORİD:  Yanınca hidroklorik asit yayan ve mobilya ve giysi gibi ev eşyasında bulunan ve yaygın olarak kullanılan plastik ya da reçine.
POM:  Parçacık halinde organik madde.
POMPALAMA İSTASYONU:  İçme suyu temin ya da kanalizasyon sisteminde suyun ya da lağım suyunun daha yüksek bir kota transferi için gerekli enerjiyi sağlayan istasyon.
POSA:  Tarım ürünlerinin ya da maden cevherinin işlenmesi sırasında ayrılan atık yâda ham madde kalıntısı.
PPM:  Milyonda bir.
PPP:  Kirleten öder ilkesi.
PSD:  Parçacık büyüklük dağılımı.
PUSLU ÇEVRE:  İnce bir sis tabakasının hiç kaybolmadığı nemli çevre.
PÜSKÜRTÜCÜ:  Basınç altındaki sıvıyı püskürtmek için kullanılan aracı kimyasal. Genellikle kloroflorokarbonlardan oluşan bu gazlar aerosol püskürtme kutularında püskürtücü olarak da yaygın biçimde kullanılır.
PVC:  Polivinil klorid.

-R-

RA:  Risk değerlendirmesi
RAD:  Soğurulmuş radyasyon dozu birimi.
RADON:  Toprağın ya da kayaların havaya saldığı doğal radyoaktif gaz; bu gaz yetersiz havalandırılmış binalarda birikebilir ve sağlığı tehlikeye sokar.
RADYASYON:  Elektromanyetik dalgalar ya da parçacıklar biçimindeki enerji emisyonu (yayımı) ya da aktarımı.
RADYASYON TEHLİKESİ:  Radyoaktif maddelerin yaydıkları parçacıkların ve ışınların yol açtığı tehlike; büyük dozlar hızlı ölüme neden olur, buna karşılık düşük düzeyde radyasyona maruz kalınması, kanser riskinde artışa yol açar.
RADYOAKTİF ATIK:  Nükleer reaktör işlemlerinden ya da tıpta araştırma, askeri ve sınai etkinlikler gibi kaynaklardan üretilen atık.
RADYOAKTİF SERPİNTİ:  Radyoaktif parçacıkların yer yüzeyine inmesi; ya da radyoaktif parçacıkların kendisi.
RADYOJENİK:  Radyoaktif ayrışmadan oluşan madde.
RADYONÜKLİD:  Radyoaktif çekirdek.
RAHATSIZ EDİCİ KOKU:  Genellikle aminlerin, merkaptanların ya da sülfür bileşiklerinin varlığından kaynaklanan, doğal nedenlerin ya da endüstriyel işlemlerin yol açtığı, arzu edilmeyen kokular.
RBA:  Risk-yarar analizi
RDF:  Çöpten çıkarılan yakıtlar.
REM:  İnsan dokusuna bir rad veren iyonlaştırıcı radyasyon dozu birimi.
REZERVUAR:  Yapay olarak doldurulmuş su oluşumu; aynı zamanda herhangi bir şeyin fazladan bulunan miktarı.
RİSK FONKSİYONU:  Bir hedefe yönelik zarar riskiyle, o hedefin maruz kaldığı hava kirleticilerinin yoğunluğu arasındaki ilişki.
RÖNTGEN:  Radyasyona maruz kalma birimi.
RÜZGAR DİZİLERİ:  Rüzgarın doğal etkisiyle havalanma sağlamak için, alanlar üzerine sıralar halinde yayılmış katı atık kümeleri.
RÜZGAR ENERJİSİ:  Yel değirmenlerinde ve rüzgar jeneratörlerinde olduğu gibi, rüzgar gücü kullanılarak enerji üretimi.
RÜZGAR PROFİLİ:  Rüzgar hızındaki değişimlerin, yüksekliğin ve mesafenin bir fonksiyonu olarak, grafik halinde gösterilmesi.
RÜZGAR TÜNELİ:  Havanın düzgün bir hızla geçebileceği kanal; hava akımı modellerinin araştırılmasında kullanılır.
RÜZGARÖLÇER:  Rüzgar hızını ölçmeye yarayan aygıt.

-S-

SABİT GAZ:  Özellikle petrol tankerlerinde boş yerleri doldurmak için kullanılan, olağan koşullarda başka maddelerle tepkime ilişkisi içine girmeyen buhar.
SABİT KAYNAK:  Sabit konumdaki hava kirliliği kaynağı. Örnek: Enerji santralleri ya da atık yakma tesisleri.
SABİT YÜKSEKLİK NOKTASI:  Özellikle harita yapımında kullanılan, bir yükseklik yada uzaklık için referans noktası işlevi gören, sabit yükseklikteki bir yer üzerindeki işaret.
SAÇlLMA:  Bir parçacıkla veya parçacık sistemiyle çarpışmanın yol açtığı, gelen parçacığın veya gelen radyasyonun doğrultusunda veya enerjisinde değişme süreci.
SAĞLIK:  Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımıyla, "sadece hastalık ya da sakatlığın yokluğu değil; fıziksel, zihinsel ve toplumsal yönden tam bir iyilik halidir.
SAĞLIĞA DOKUNAN:  Zararlı.
SAĞLIK MÜHENDİSLİĞİ:  Su sağlanması, kanalizasyon ve katı atık sistemleri, sağlık koruma ve gıdaların işlenmesi, kemirgen ve böcek denetimi ve radyasyon denetimi gibi konuları içeren bir mühendislik dalı.
SALMONELLA:  Gıda zehirlenmesine yol açan ve tifo taşıyabilen, hastalık yapıcı bakteriler.
SAM:  Sesi soğurucu madde.
SANAYİ ALANI:  Sanayileri barındırmak amacıyla ve sanayi parkı kullanımına yönelik olarak planlanmış, bir kentin içindeki ya da yöresindeki alan. Sanayi alanı hava ve su kirliliğinin, gürültü kirlenmesinin ve atık tasfiyesinin denetimiyle ilgili çevre kurallarına tabidir.
SAPMA:  Belli bir yasanın, kuralın ya da düzenlemenin uygulanmasındaki istisna.
SAPMA ORANI:  Yüksekliğin artmasıyla ısıda meydana gelen düşme oranı.
SAPROFİTLER:  Organik maddeleri ayrıştırarak yaşayan bitkiler.
SAPROPEL:  Oksijensiz koşullarda derin suda oluşan çökelti katmanı.
SAPTAMA SINIRI:  Bir maddenin saptanabilir hale geldiği sınır.
SAPTIRMA BENDİ:  Suyun bütününün ya da bir bölümünün akışını saptırmak için bir akarsu üzerine inşa edilen set.
SARI KEK:  Uranyum oksit.
SARNIÇ:  Yeraltında ya da kapalı (örtülü) durumda bulunan, insan yapısı su depolama tesisi.
SAVAK:  Arıtma tesislerinin çıkışında suya sabit bir debi sağlamak üzere konulan dikey engel.
SCOPE:  Çevre sorunları bilimsel komitesi.
SD:  Standart sapma.
SEL SUYU KANALI:  Kar ve yağmur sonucu oluşan yüzeysel sel suyu akışını toplamak üzere inşa edilmiş kanal.
SENTETİK YAKITLAR:  Doğal olarak tabiatta bulunmayan, özellikle kömür, petrol şisti ve katran kumu gibi fosil yakıtlardan birtakım işlemler sonucu üretilen yakıtlar.
SENTEZ GAZI:  Kor halindeki kok ya da benzer artıklar üzerinden buhar geçirmek suretiyle elde edilen karbonmonoksit-hidrojen karışımı gaz. Uygun katalizörlerle çeşitli kimyasal maddelerin üretiminde kullanılır.
SEPTİK ALAN:  Septik tank (foseptik) sisteminde, sıvı atığın bir tasfiye sistemine boşaltıldığı ikincil evre.
SEPTİK TANK:  Kanalizasyon sistemlerine bağlı olmayan konutlardan gelen lağım suyunu işleme tabi tutan, yeraltındaki geçirimsiz tank.
SERA ETKİSİ:  Başta karbondioksit olmak üzere bazı atmosferik gazlar sera camının etkisini andırır bir etkiye sahiptir; ışığı geçirir ama ısıyı içerde tutar ve ısı artışına yol açar. Atmosfer ile yer arasındaki ısı dengesi, sanayileşmedeki ve fosil yakıtların yanmasındaki artıştan kaynaklanan atmosferik karbondioksİt artışlarından etkilenir; bu ise atmosferdeki ortalama ısıyı yükseltir. Bu gelişmenin, buzulların erimesi ve okyanusun yükselmesi gibi geniş kapsamlı sonuçlar doğuran iklim değişmelerine yol açmasından korkulmaktadır.
SERPİNTİ:  Nükleer patlamadan sonra atmosferde kalan ve yağmur ya da diğer meteorolojik olaylarla yeryüzüne inen radyoaktif toz.
SERTLİK:  İçerdiği kalsiyum ve bir suyun magnezyum iyonlarının toplam miktarı.
SES BASINÇ DÜZEYİ:  Desibel (dB) olarak ölçülen ses yoğunluğu.
SFD:  Tek aileli konut.
SICAK SU KİRLİLİĞİ:  Çeşitli nedenlerle ısınmış suyun su kaynaklarına akıtılmasıyla, ortamın ısısının, içindeki canlılar için zararlı sonuçlar yaratacak düzeye gelmesi. Sıcak su kirliliğinin olumsuz etkilerinden birisi, mavi-yeşil su yosunlarının çoğalmasına yardım ederek su ortamındaki ötrofikasyonu hızlandırmasıdır.
SIHHİ ATIK SU SİSTEMİ:  Atık suyu konutlardan veya işyerlerinden alıp taşıyan atık su sistemi; kanalizasyon.
SIHHİ ATIK GÖMME ÇUKURU:  Katı atıkların her gün, sıkıştırılmış ve toprakla örtülmüş katmanlar halinde gömüldüğü çukurlar. Doldurulan alanlar yeşillendirilip park haline getirilebilir.
SIKIŞTIRMA:  Atık maddenin fiziksel olarak küçültülmesi.
SINIR ÖTESİ KİRLİLİK:  Bir ülkedeki emisyonların genellikle hava ya da su ile taşınarak bir diğer ülkeyi etkilemesi.
SIYIRMA:  Suyun yüzeyinden petrolün ya da pislik katmanının mekanik yöntemle alınması.
SIZDIRMA:  Yağmur suyunun etkisiyle kirletici sızıntının bir toprak ya da atık materyal katmanından ayrılması süreci.
SIZDIRMA ALANI:  Atık sıvının foseptikten civardaki toprağa geçmesine ve sızarak filtre edilmesine olanak sağlayan, kapalı hendekler içindeki açık boru sistemi.
SIZINTI:  Yüzey suyunun topraktan geçerek aşağılara yönelmesi hareketi.
SİKLON KOLLEKTÖRÜ:  Merkezkaç kuvvetiyle ve mekanik olarak çalışan, büyük parçacıkları ortamdan uzaklaştırarak hava kirliliğini denetlemeye yarayan aygıt.
SİLT:  İnorganik karakterli çökelti.
SİNERJİSTİK ETKİ:  Kimyasal maddelerin ve süreçlerin öngörülemeyen kombinasyonlar oluşturarak beraber tepkimeye girme ve bunun sonucunda da tek başlarına sahip olduklarından belirgin bir biçimde daha güçlü ya da bütünüyle farklı bir etki gösterme eğilimleri.
SİS:  Atmosferde asılı durumdaki görülebilir nem. Görüşün 1000 metrenin altına düştüğü atmosfer olayı.
SİSLENDİRME:  Sıvı durumdaki bir kimyasal maddeyi hızla ısıtarak dumana benzeyen çok küçük zerreler oluşturmasını sağlama yoluyla yapılan zararlılara karşı ilaçlama. Sivrisinek ve karasineklerle mücadelede kullanılır.
SİYAH DUMAN:   Kömürün yanmasından ya da herhangi bir başka fosil yakıtın yanmasından oluşan duman.
SİYAH GELGİT:  Petrol döküntüleriyle kirlenmiş deniz.
SİYAH KAR:  Atmosferin parçacıklarla yoğun biçimde yüklenmiş bir bölümünden inen kar.
SİYAH YAĞ:  Siyah hidrokarbon; renksiz yağların tersine, daha koyu renkli yağlar.
SİYAH YAĞMUR:  Petrol döküntüsü, petrol kuyusu veya orman yangını gibi nedenlerle atmosfere dağılan kurumun yağışla yeryüzüne inmesi.
SİYANÜR:   Hidrosiyanik asidin son derece zararlı tuzları. Siyanür içeren endüstriyel atık su, su kirliliğine önemli katkıda bulunur.
SNG:  Yardımcı doğal gaz.
SOĞURUCULAR:   Kirli bir gaz emisyonunda gaz karışımı içindeki bileşenleri sıvı ortama aktarmakta kullanılan hava kirliliği denetleme cihazları.
SOĞUTMA HAVUZU:   Nükleer reaktörden yayılan yakıt elemanlarının depolandığı ve kısa ömürlü fizyon ürünlerinin parçalanmasına olanak veren büyük su tankı.
SOĞUTMA KULESİ:   Termik santrallerde veya endüstride kullanılan soğutma suyunun işlem sonrası ısısını almak için kullanılan yapı. Burada soğutma işleminden sonra ısınan soğutma suyu kulenin tepesindeki difüzörlerden aşağıya püskürtülerek ısının kulenin altından üflenen havaya geçmesi sağlanır.
SONİK PATLAMA:  Süpersonik patlama diye de adlandırılır. Ses hızını aşan bir hızda giden uçağın oluşturduğu patlamalı gürültü. Bu olay gürültü kirliliğine yol açar.
STABİLİZASYON:  Atıklardaki aktif organik maddenin nötr materyale dönüşmesi.
STANDARTLAR:  Kirleticilere maruz kalma konumunda aşılmaması gereken düzeyleri gösteren kurallar.
STP:  Standart ısı ve basınç koşulları.
STRATOPOZ:  Stratosferin üst sınırı.
STRATOSFER:  Troposfer üzerinde uzanan ve çok düşük nemlilik koşullarına sahip üst atmosfer katmanı. Atmosferin 15-50 km. yükseklik arasındaki tabakası.
SU ARITMA:  Çökeltme, pıhtılaştırma, filtrasyon, dezenfeksiyon, yumuşatma ve havalandırma gibi, sudaki zararlı maddeleri giderici ve suyu kullanılır veya içilir hale getirici işlemler.
SU AYIRIM HATTI:  Drenaj havzalarını ayıran yükseltilmiş sınır hattı.
SU BAŞI:  Bir akarsuyun ya da ırmağın genellikle yükseklerde bulunan kaynağı ve yukarı kesimleri.
SU EKOSİSTEMİ:  Kara (tatlı su) ve deniz (okyanus) ile ilgili su ekosistemleri.
SU HAKLARI:  Balıkçılık ve gemicilik hakları, suyun kaynak dışı kullanımı hakları vb. dahil, su kullanımıyla ilgili olarak düzenlenmiş haklar.
SU KALİTESİ STANDARTLARI:  Konutların kullanması, sulama, balık üretimi, endüstriyel kullanım ya da enerji üretimi gibi belirli amaçlarla kullanılacak su ile ilgili olarak uyulması gereken kurallar ve sınırlar.
SU KAYBI:  Terleme yoluyla bitkilerden ve çeşitli şekillerde yerin yüzeyinden buharlaşan toplam su miktarı.
SU KAYNAKLARI YÖNETİMİ:  Su kaynaklarının sağlanması, kullanılması, korunması ve dağıtımı gibi etkinlikleri içeren yönetim.
SU KİRLİLİĞİ:  Suyun yararlı kullanımını etkileyecek miktarlarda kimyasal, fiziksel ya da biyolojik maddelerin katılmasıyla kalitesinin bozulması. Su kirlenmesinin en yaygın kaynakları; yetersiz evsel atık su arıtma tesisleri, endüstriyel atıkların boşaltılması, yüzeysel akış, madencilik faaliyetleri ve sulamadır.
SU KORUMA:  Konutların, sanayinin ve tarımın tükettiği su miktarının azaltılmasına yönelik programlar ve yöntemler. Uygulama örnekleri genellikle yüzeysel akışın yeniden kullanılması, rezervuarlardaki buharlaşmanın azaltılması ve yeniden işlenmiş suyun endüstriyel amaçlarla kullanılması gibi alanlarda görülür. Çifte boru tesisatı sisteminin, gelecek yıllarda, suyun yeniden işlenme yüzdesinin artması sonucunu doğurması beklenmektedir.
SUDA ÜRÜN YETİŞTİRİLMESİ:  Tatlı veya tuzlu suda yaşayan organizmaların üretimlerinin yapay olarak hızlandırılması yöntemi.
SU SAĞLAMA SİSTEMİ:  İçme suyunun kaynaktan tüketiciye kadar toplanması, işlenmesi, depolanması ve dağıtımı.
SU SERTLİĞİ:  Suda kalsiyum karbonat ve diğer kimyasal maddelerin bulunmasından kaynaklanan su sertliği köpürmeyi önler ve su üzerinde birikinti oluşmasına yol açar. Su, kireç ve soda külü ile işleme tabi tutularak ve filtre edilerek ya da gözenekli bir katyondan geçirilerek yumuşatılabilir.
SU STERİLİZASYONU:  Arıtmadan sonra içme suyuna uygulanan işlem.
SU TOPLAMA:  Hidroelektrik enerji üretimi, içme suyu sağlanması ya da sulama gibi amaçlarla su toplanması ve depolanması.
SU TOPLAMA HAVZASI:  Yağış sularının belirli bir çıkışa doğru sürekli olarak akmasını sağlayan arazi parçası.
SU TUTMA HAVZASI:  Yağış sularını alıp toplayan drenaj havzası.
SU YUMUŞATIClLARI:  Suyu iyon değişimi işlemiyle yumuşatan mineral bileşikler.
SULAK ALANLAR:  Doymuş toprak koşulları gerektiren bitki örtüsünü yâda su yaşamını besleyecek yeterli yerüstü ya da yeraltı sularına sahip, turbalık ve bataklık gibi alanlar; birçok balık ve su kuşu türü için yetişme ortamı sağlayan önemli vahşi yaşam ortamları.
SULU OKSİTLEME:  Sıcak gazların oluşumuna yol açan alevsiz yanma yöntemiyle, son derece yoğunlaştırılmış çamurun parçalanması.
SULU YIKAYICI:  Kabarcıklaşan atık gazı sıvıdan geçirerek ya da sıvıyı gaz akıntısına püskürterek, parçacıkların ya da gazların giderilmesi için kullanılan hava kirliliği denetleme aygıtı.
SUSUZLAŞTIRILMIŞ ÇAMUR:  Yanmaya ya da gübre olarak kullanılmaya elverişli bir kıvama getirmek amacıyla sıvı içeriğini azaltıcı işleme tabi tutulmuş lağım çamuru.
SUYLA TAŞINAN HASTALIKLAR:  Genellikle kirlilik bulaşmış suyla taşınan kolera, tifo, çiçek, dizanteri, mide ve bağırsak iltihabı, hepatit gibi salgın hastalıklar.
SUYUN SIZMASI:  Suyun kayalardan ya da topraktan aşağılara doğru sızarak (süzülerek) inmesi.
SUYUN TEKRAR KULLANIMI:  Atık suyun arıtımdan sonra alıcı ortama deşarj edilmeyip özellikle sulama amacıyla kullanılması.
SUYUN TEMİZLENMESİ:  İçme suyu üretmek için gerekli yöntemlerin bir parçası olarak filtrasyon, kimyasal işlemler, damıtma ya da dondurma işlemleri yoluyla suyun işleme tabi tutulması.
SÜLFÜR:  Çok çeşitli ticari ve tıbbi kullanım alanlarına sahip, metalik olmayan eleman.
SÜLFÜR:  Kükürt içeren bileşiklerin biyosfer, hidrosfer, atmosfer ve litosferdeki çevrimi.
SÜLFÜR:  Sülfürün havada yanmasıyla oluşan renksiz, tahriş edici keskin kokulu gaz; çoğu yakıtta bulunan sülfürün yanmasından oluşan belli başlı hava kirleticilerinden biri.
SÜLFÜR:  Kükürt dioksitın atmosferde katalitik ya da fotokimyasal süreçlerle yükseltgendiği üç oksijen ve bir kükürt atomundan oluşan bileşik. Havadaki nem ile sülfürik aside dönüşür ve asit yağmuruna neden olur.
SÜLFÜRİK ASİT:  Saf haldeyken renksiz durumdaki koyu yağlı sıvı. En yaygın kullanılan, son derece zehirli ve aşındırıcı bir endüstriyel kimyasal maddedir.
SÜPRÜNTÜ:  Sokaklara, karayollarına ve boş arsalara gelişigüzel atılıp saçılmış katı atık.
SÜRAT TRENİ:  Son derece süratli tren.
SÜRDÜRÜLEBİLİR GELİŞME:  Şimdiki kuşakların ihtiyaçlarının gelecek kuşakların ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan karşılanmasına olanak veren ekonomik büyüme politikaları.
SÜZME:  Sıvı atık arıtımında kullanılan, bakterileri ve diğer organizmaları azaltırken çökelmemiş atık maddeyi ve koloidIeri ayıran ve atığı taneli maddelerden oluşan bir katmandan geçirerek süzme sağlayan işlem. Lağım suyu arıtım filtreleri genellikle kumlu filtrelerdir, basınçlı süzme ise çamurun suyunun ayrılmasında kullanılır.
SÜZÜLME:  Yüzeyden akan suyu toprağın soğurması; toprağın suyu akarsulara ve yüzey akıntılarına aşamalı olarak bırakan bir depo gibi işlev görmesine olanak sağlayan süzülme (sızma) süreci.
SYNDET:  Sentetik deterjan.

-Ş-

ŞERİT GELİŞME:  Bir ana caddenin uzunluğu boyunca oluşan, yoğun, büyük kısmi ticari amaçlı yapılanma.

Çevre Sözlüğüne dön
Bugün Doganikoru'yu 17 ziyaretçi (109 klik) Gezdi.
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=